GÜMÜŞ KASABASI

İsmini dağlarından çıkarılan Gümüş madeninden alan bu kasabamız Selçuklular döneminde ele geçmiş Selçuklu Emirlerinden ‘Emir Gümüşlü’ diye meşhur olan,Eminüddin Yunus el Kumsi’nin gayretleriyle gelişmiştir.Bölgenin Osmanlı hakimiyetine geçmesi ile birlikte Amasya’da valilik yapan Osmanlı şehzadeleri de Gümüş’e önem vermişlerdir.Gümüş madenini Osmanlı Devleti adına işletmekten sorumlu olanları maden emini veya maden nazırı ünvanıyla bu kasabaya atamışlar.Maden nazırlarının üstün gayretleriyle Gümüş kasabası oldukça gelişmiştir.

1403 yılında Çelebi Sultan Mehmet han hazretleri tarafından Amasyalı kutlu Bey Zade Halil bey,Gümüş Madeni Emini olaeak atanmış ve 1413 yılında Beylerbeyi olan bu Halil Paşa 1415 yılında Selçuklu tarzında taş bir medrese yaptırmış ve vakıflarını tanzim etmiştir.Bu yüzden bu medreseye Haliliye Medresesi de denilmektedir.

Yörgüç Paşa 1430 yılında bu medresenin civarında büyük bir cami yaptırmıştır.Maden Emini olan İskender Çelebi’de 1452 yılında burada bir mektep yaptırmıştır.Yörgüç Paşanın Camii yıkılmaya yüz tuttuğundan eski sadrazam Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında yeniden kargir olarak yaptırılmış ve yanına da bir minare,bir mektep ilave edilmiştir.Ayrıca bu camiye gelir getirmek üzere 8 dükkan daha ilave edilmiş böylece bu yapılar Rüstem Paşa Camii, rüstem Paşa Mektebi ve Rüstem Paşa Vakfı diye de anılmışlardır.

Yine kasabada Molla efendi bir mescit,1724 yılında,Karabaş oğlu el Hac Mehmet Ağa bir cami ve bir mektep yaptırmıştır.Müftü Şeyh Osmsn Efendi Zade Ebubekir Efendi de,1812 de Irgat Mahallesindeki Mescidi yeniden ihya etmiştir.Bunların her biri bu yapılar için vakıflar da tanzim etmişlerdir.Böylece şehrin imarı için çalışmayı ve gayret sarfetmeyi dini bir ödev saymışlar ve bu hususta birbirleriyle yarışmışlardır.

Selçuklular devrinde de Osmanlıların ilk zamanlarında da bu kasabada Darphane kurularak Sikke(para) bastırılmıştır.Bu sebeple Darphane İsmi bir mahalleye ad olmuştur.

Yörgüç Paşanı yaptırdığı ve daha sonra Rüstem Paşa’nın yenilettirdiğ Ulu Cami,çinilerle süslenmiş olduğundan camiye Çini Cami de denilmektedir.Armağan Çelebini maden Emiri olarak 1356 yılına kadar oturduğu mahalleye Armağan Mahallesi denmiş,maden ırgatlarının bu mahallede oturmalarından dolayı daha sonra adı Irgat Mahallesi olarak değiştirilmiştir.Bu duruma göre Gümüş Kasabası Irgat,Ulu cami,darphane Mahallesi diye üç mahalleden ve 300 haneden oluşmaktaydı.mülki idaresi önceleri hasc ağaları ve Maden Emirlerine aitken 1881 yılında Hacıköy Kaymakamlarına devredilmniştir.Maden Eminleri ise bundan sonra sadece maden işleri ile meşgul olmuşlardır.buradaki Gümüş madeni 1877 yılına kadar verimli çalıştığı halde,bu tarihten sonra, maden müdürü olan kişiler başka yerlere tayin edilmiş ve madenin çalışması da durdurmuştur.

Bu kazaya bağlı bulunan ve eski vesikalarda ‘İslimiz’ ismiyle kayıtlı olan İslemez (bugünkü kayıtlarda Eslemez) Köyünde Gümüşlü Zadelerden şemsettin Ahmet Çelebi,bir İmarethane ,bir zaviye ve bir misafirhane yaptırmış ve böylece ecdadının buradan çıktığına hususi bir işaret koymuştu.Selçuklu Emirlerinden Emir Gümüşlü diye meşhur olah Eminüddin Yunus el Müstevfi , bu köydendir.Bunun sülalesi Amasya’da pek büyük bir şöhret ve iktidara sahip olmuştur.

Gümüş kasabasında olupta Amasya ya yerleşerek meşhur olmuş ve Gümüşlüzadeler diye anılmış,halen Gümüşlü Cami ve Gümüşlü Oğlu Tekkesi gibi tarihi yerleri ile günümüze kadar gelen bu sülalelerden çıkan Gümüşlüzade Pir İlyas  Hazretleri Amasya”da tarikatını yaymıştır.Osmanlı padişahlarından Mehmet Çelebi”nin şehzadelik yıllarında hocalığını yapan Pir İlyas Hazretleri halen Amasya”da Pirler Parkı”ndaki türbesinde yatmaktadır.

Yine osmanlı vezirlerinden Köse Şaban Paşa”da Gümüş”ün İslemez köyündendir.Şeyhül İslam Müftüzade Ahmed Efendi Gümüş Kasasabasında yetiştiği gibi Mevali”den(mevleviyet rütbesine ulaşmış ilim adamı)Şafiyeci(doktor) Muslihuttin Efendi,meşur hattat Ebu Hayır Hasan Efendi,katip zade El_hac İsmail Efendi ve Mevalinin büyüklerinden Müftüzade Osman ve Abdurrahim Efendiler de Gümüş Kasabasından yetimişlerdir.

Yine Gümüş kasabası yüzyıllarca Haliliye Medresesinde önemli ilim adamları yetiştirmiş ve birçok ilim adamlarına da ev sahipliği yapmıştır.Bu medresenin son temsilcisi olup,Marifetname eserinin sahibi İbrahim Hakkı Hazretleri torunlarından olan Garip Hafız Hazretleri (İbrahim Hakkı GÜL)de ev sahipliği yapmıştır.İbrahim Hakkı GÜL hazretleri Yılanoğlu Kışlası bölgesinde bulunan Yarmacı Dede isimli türbeyi ziyaret ederek bu türbede Muslihuttin Efendinin yattığını ve mübarek bir zat olduğunu söylemiştir.Bu türbenin yukarıda bahsettiğimiz Mevali”den Şafiyeci Gümüş”te yetişmiş olan Muslihuttin Efendi olabileceği ihtimal dahilindedir.

Kaynak: Geçmişten Bu Güne Gümüşhacıköy Kitabı

Gümüş Belediyesi

BELEDİYE BAŞKANI

Mustafa SAATÇİ

Telefonlar

7275031-7275002

 

MAHALLE MUHTARLARI

Ağcadede

Cahit İŞLER

Camikebir

Hüseyin AYYILDIZ

Irgat

Sami GENÇ

Şıhlar

Ali TORAMAN

Tekke

Cengiz KARAHAN

Yenicami

Mustafa SARIKAP

 

KASABAMIZDA YETİŞEN EVLİYAMIZGARİP HÂFIZ

 Garip Hafız'ın Hayatı

Anadolu'da yetişen velîlerden. 1903 (H.1321) senesinde Erzurum'un Cedid mahallesinde doğdu. İsmi, İbrâhim Hakkı'dır. Erzurumlu İbrâhim Hakkı hazretlerinin neslindendir. Anne tarafından dedesi HacıMâhir Efendi, Rıfâî tarîkatı şeyhiydi.
Garip Hâfız, küçük yaşta her bahar annesi ile birlikte dayısının yanına Erciş kasabasına giderdi. Buraya yakın olan Tortum Şelâlesi kıyısında akranları ile oynardı. Bir gün yine şelâlenin kıyısında oynarken, bir bektaşî dedesi gelerek, çocuklara; "Buradan aşağı atlayabilir misiniz?" diye sordu. O zamanlar beş yaşında olan Garip Hâfız; "Ben atlarım." diyerek yukarıdan şelâlenin döküldüğü yere atladı. Allahü teâlânın yardımı ile suya değmesi ile top gibi sıçrayarak kenara düşmesi bir oldu. Şelâlenin yanındaki keçi yolundan yukarı çıktı. Hâdise karşısında dehşete kapılan bektâşi dedesi korkusundan hızla uzaklaşıp gitti.

Garip Hâfız, Erzurum'da Mustafa Niyâzi Efendiden Kur'ân-ı kerîm dersi aldı ve ezberledi. Hacı Ahmed Efendiden hat sanatını öğrendi. Kur'ân-ı kerîmi çok güzel okurdu. Mustafa Niyâzi Efendi, GaripHâfız'ı talebeliğe kabûl etmeden önce istihâreye yatmasını ve rüyâda ne gördüğünü söylemesini istedi. Rüyâsında hocası Mustafa Niyâzî Efendi elinden tutarak câmiye götürdü. Câminin içerisinde on iki âlim yarım dâire, halka kurup oturmuşlardı. Mustafa Niyâzi Efendi câmideki âlimlere; "Efendiler bu çocuk kırâat ilmini öğrenmekte talebe olmak ister. Ne buyurursunuz?" diye sordu. Onlar; "Oku Hâfız! Oku!" dedi. Ertesi gün Garip Hâfız rüyâsını Mustafa Niyâzi Efendiye anlattı ve ona talebe olarak kırâat ilmini öğrendi. On iki yaşına geldiğinde annesini kaybeden Garip Hâfız, Erzurum'dan Sivas'a gitti. Burada Kazancızâde Emin Edip Efendinin sohbetlerine devâm etti ve ondan feyz aldı. Sivas Dâr-ül-muallimîn okulunda Arapça ve Kur'ân-ı kerîm hocalığı yaptı.

Sivas'tan Merzifon'un Gümüş kasabasına gelerek Halîliye Medresesinde ders vermeye başlayan Garip Hâfız, senelerce güzel ahlâkı müslümanlara öğretti. Garip Hâfız; çok kibar, nâzik ve yumuşak idi. Kimseyi katiyen incitmezdi. Birisinin hatâsını görse onu başka yollardan duyurur; "Sen böyle yapıyorsun." diyerek yüzüne vurmazdı. İbâdetlerini çok gizli yapardı. Dikkati çeken her şeyden sakınırdı. Son derece edepli, hayâ sâhibiydi. Sohbetlerinde kimseyi sıkmazdı. Bütün hayâtını diz üstü oturmakla geçirdi. Sohbetine gelenler ne murâd ederlerse, sormadan cevâb alırlardı.


Hazret-i Muâviye efendimize buğzeden üç kişi Gümüş'te sohbetine geldi. "Efendi! Muâviye hakkında ne buyurursunuz?" diye sordular. Garip Hâfız; "Hazret-i Muâviye sahâbedendir. Sevenler selâmettedir. Aleyhinde bulunanlar azaptadır. O, sahâbenin büyüklerindendir. Resûlullah efendimizin hadîsleri ile övülmüştür. İmâm-ı Hüseyin efendimizin şehâdetine sebeb olan Yezid dahi son nefesinde îmânını muhâfaza edebildi ise, onun hakkında bile kötü söylemek tehlikelidir." buyurdu.

Garip Hâfız'ın ziyâretine gelen bir zât; "Hoca Efendi! Ben de sizin gibi olmak istiyorum." deyince;

"Pazarda satılsa otuza kırka
Ben de alırım vücûduma öyle bir hırka."

cevâbını verdi